MÜNİR ABİ

http://www.kemalelitemiz.com/munir-abi.html

MÜNİR ABİ

Münir abi ile yirmi yılı aşmış bir dostluğu paylaşıyoruz.
Onunla ilk tanışmamız rahmetli plastik cerrahı Dr. Timur Oktay abi vasıtası ile oldu. Seksenli yılların başı idi. Timur abi asker hasta hanesinden emekli, tabip albaydı, O da Çoğu doktor gibi tıp harici birçok merakı olan muhterem bir insandı. Bir yurt dışı seyahatinde doldurulmuş bir yaban ördeği satın almış, bu işin nasıl yapıldığını Merak etmişti. Maharetli ellerine güvendiği için, çok sevmesine rağmen ördeği parçalamış Ve kuş doldurmanın inceliklerini çözmüştü. Sıra bir kuş bulup doldurmaya gelmişti. Tabii ilk Aklına gelende, asker hasta hanesinde beraber çalışıp birlikte emekli oldukları sağlık astsb. Münir Eroktay Bey olmuştu.
Münir beyi herkes avcılığı ile tanırdı. Çağrıyı alır almaz gelmişti Münir abi.
Bu gün nasılsa; O günde aynıydı, tertemiz giyimi ütülü pantolon ceketi, kıyafetine uygun kravatı Sportmen yapısı her zaman gülümseyen yüzü, son derece nazik, büyük küçük herkese saygılı Bir çelebi insandır. Münir abi.
Aslında Münir abi nin kuş doldurma sanatına merakının Timur Bey den daha çok olduğunu Sonradan anlayacaktım. Bu denli doğa tutkunu bir insanın bu işi öğrenmek istemesi doğaldı. Çünkü bütün çalışmalarımıza canı gönülden katılıp her türlü malzemeyi tedarik etmiş, Ayrıca dolduracağımız ördekleri de hemen buluvermişti. Bu güne kadar Münir abiden daha güzel kuş dolduran kimseyi görmedim. Bu kuş doldurma işlemleri esnasında, Erzurum kandilli de yedek subay iken başladığım ve tamamen acemice olan av merakım, artık bir usta ile birlikte hobi olmuştu. Her hafta sonunu iple çekiyor, Münir abi ile ava gitmek için can atıyordum. Ama ters giden bir şeyler vardı. O kadar meşhur olan Münir abi diğer avcılar kadar çok av vurmuyor, vurdukları ile övünmüyordu, hatta.
Efendim ben acemiyim atıyorum ama vuramıyorum, bahanelerindeydi.
Aynı av gününde değişik av hayvanları avlayabildiği halde, her bir cins avdan Birer ikişer avı olurdu. Bunun sebebini zamanla öğrenecektim. Dostluğumuz arttıkça bu sırların ipuçlarını bulmaya başlayacaktım. Av mahalline gidince; Diğer avcılar gibi hemen silahını alıp koşuşturmuyordu, önce havayı içine çeker, eski bir dostla buluşmuş gibi yüzüne bir tebessüm gelir, sonra etrafı incelemeye başlardı. Bizim hiçbir zaman dikkat etmeyeceğimiz şeyler, onun ilgi alanı idi. Sabahın serinlik derecesi, Çiğ olup olmadığı, gün doğumundaki kızıllık, dağın bitki çeşitliliği, rengi vs. Önce doğayı okur sonra avlanırdı. Bütün bunları size anlatması için dostluğunu kazanmanızın yanında, doğayı sevdiğinizi ispat Etmek zorundaydınız.
Önceleri onun guruptan kopmasını, yalnız avlanma isteğinin sebebini anlamamıştım.
Ne yapar ne eder av sırasında guruptan ayrılırdı Doğa onun çok iyi bildiği, kelimesiz ve sessiz, dertleşip konuştuğu sırdaşı ve sevgilisiydi. Her mevsimin her ayında, o günün şartlarına göre düşünürdü.
Av mevsimi gelmeden, yılın yazında, kışında tarlaları, meraları, dağları gezer, Ekinlerin otların büyümesini gözler, köylülerle konuşur, yağışları takip eder, ekin ve pancar Alanlarını araştırır, kanalları kontrol eder ve her ava göre, av mevsiminde avın hangi ortamlarda Yoğunlaşacağını tespit ederdi.
Av mevsiminde o şartlara göre hareket eder asla çok avlama peşinde olmaz, vurduklarını da.
—Azizim ben kartal şahin ve tilkilerin yiyeceklerinin çok küçük bir kısmını çalıyorum.
Doğada çok fazla tarla faresi var, onlardan biraz fazla yesinler, bizimde doğal besine ihtiyacımız Var diye espri yapardı Çantasında yedek su taşır, ceplerinde değişik tohumlar bulurdunuz. Vurduğu avların kursaklarını açar, ne tür bitki tohum böcek yediklerini araştırır, o tohumların Nerelerde yetiştiğini keşfeder, toplar, baharda mantar zamanı onları, hayvanlar yesin diye Doğaya serper, cebinde taşıdığı pelitleri ekerdi. Göç etmeyen yerli av hayvanlarının azalmasını önlemek için avcıları yanlış yönlendirende oydu, Bir gün beraberce avda iken elime diken batmıştı ucu ele gelmiyordu, çantasından cımbız, Dikiş iğnesi ve kocaman bir mercek çıkardı, şaşırdım kaldım dikenden kurtulmuştum. Yaralanmalara karşı tedbirlidir, arı ve sivrisinek ısırıklarına çare bulur, en yorgun zamanımızda Alüminyum matarasında kekikli ada çayı demleyiverende oydu. Hayvanların çiftleşme zamanlarını, o anlarda ve yemlenme anlarındaki çıkardıkları sesleri Dinler, avı unutur, bir doğa gözlemcisi olurdu.
Bizim avlanmamız artık av sporundan ziyade hoca talebe ilişkisine dönüşmüştü.
Bizim dershanemiz de tabiat ana olmuştu.
Samimiyetimiz arttıkça sırlarını da açıyordu Münir abi.
Bütün ördek ve yaban kazı cinslerini, göç yollarını, mevsime göre göç yerlerini, yediklerini, Davranış şekillerini, üreme ortamlarını bilirdi.
Dağlarda yavru çıkmamış kuş yumurtalarını toplar nedenlerini araştırırdı. Kartalların kerkenezlerin, şahinlerin, av hayvanı olmadıkları halde, sayılarının azalmasına kafa yoran Bir oydu. Bunun için üşenmemiş, sarp kayalara tırmanmış, yırtıcı kuş yuvalarını incelemiş ve Tarım ilaçları yüzünden zehirlenip ölen kuşları ve böcekleri yedikleri için, bu zehirden dolayı Yumurta kabuklarının oluşmadığını gözleri ile görmüştü. Bütün bunları heyecanla o kibar tavrı ile anlatır, Efendim bunlara çareyi ancak bizler dile getiririz, yetkililere ulaşmamız lazım diye çırpınırdı. Münir abiyi av mevsiminin dışında da şehirde ve evinde bulmanız zordur. Doğa ya kaçması için bir sürü sebebi vardır. Mantar veya domalan zamanıdır veya domalan otu mantar yatağı keşfindedir. Bunları da öğretmekten zevk alır ve anlatır. Bakın şefim mantar ocakları, yeraltı sularının yüzeye yakın olduğu yerlerdedir. Bu ocaklar daire şeklinde olduğu gibi uzunca bir hat şeklinde de olabilir, mantar ocağı etrafından daha koyu yeşil Olması ile ayırt edilir, Doğaya alışık bir göz hemen fark eder. Mantar toprak üstüne çıkmadan bulunup, Toplanırsa daha güzel olur, ama çıkmamış mantarı toprak altında hissetmek gerekir, Alışık bir göz toprağı kabartarak çatlatan mantarı, fark eder. Dağlık bölgelerde dere yataklarında kuzugöbeği mantarı olur nisan mayısta çıkar, çok lezzetli ve değerlidir. Zehirli mantarı hiçbir hayvan yemez insanlar yer. Mantar ocaklarındaki nemde tohumlu bitkiler çoğalır göç edemeyen yavru bıldırcınlar kışın bu Yağlı tohumları yiyerek kışı geçirir. Eylül ekim aylarında kuvvetli yağış olursa, aralık ayına kadar kar ve don olayı olmazsa, Güz domalanı olur, eylül ortalarında domalanın birlikte yaşadığı domalan otu çıkar, Ot dört yapraklı olduğunda domalan gelişmiştir, üç yapraklı iken olmaz, ama güz yağmuru şarttır. Baharda altı ay yağmur yağsa, güzün yağmaz ise domalan olmaz. Güz domalanının dışı siyah olur içinin rengi ise kavuniçi rengine yakındır. Bahar domalanı kahverengi olur. Domalanın beyazı da vardır seyrek bulunur ama makbul değildir. Domalanları, mantarları domuzlar tarla fareleri tarla kuşları bulur ve yerler, domalanın toplama süresi bitiminde domalan yatakları akreplerin mekânı olur. Serinliğinden mi, neminden mi bilinmez. Bu sıcak mevsimlerin başlangıcıdır. Şefim inanın bunları kendi başıma öğrenmedim bir doğa delisi var, adı Muzaffer Türkoğlu Geçimini mantar toplayıp satarak temin eder, Ondan öğrendim. Diyerek mütevazılığını de gösterirdi.
Münir abi aynı zamanda balık uzmanıdır, Toroslara alabalık avına gider, barajları gölleri, Balıkların hangi yemle avlanacağını bilir serpme atar olta yapar, barajdan sulama kanallarına, suyun Ne zaman salınacağını araştırır, kanala kaçan balıkların barınacağı sazlıkları tespit eder. Hâsılı Münir abi için tabiatta her zaman araştırılacak bir şeyler vardır. Karlı bir kış gününde yine beraberdik. O gün kış dersi vardı. Bana iz sürmeyi öğretecekti. Kardaki keklik, saksağan, tarla kuşu, tilki ve tavşan izlerini Tek, tek gösterdi. Ama esas dersimiz tavşan izi sürmekti. Etrafı araştırdı bir tavşan izi bulmuştu.
—Bak şefim dedi. Bu tavşanın izini sürelim bu irice bir erkek tavşan. Olgun yaşta ve tecrübeli, Patileri ve tırnakları bunu gösteriyor, sayısız yavru babası olmuştur, kim bilir kaç avcıyı atlattı. Yemlenmeye yeni çıkmamış, şu andaki izine göre yolu yarılamış, çünkü yavaşlamış, İşine yarayacak otların dağın neresinde olduğunu, ezbere biliyor, yemlendiği yerlere kararlı gitmiş. Ve oyalanmammış.
Dinledikçe hayretler içinde kalıyordum, izden ayrılmıyor gözü izde yoluna devam ediyor, ben de merakla takip ediyordum Birden durdu. Gülerek beni çağırdı.
—Gel şefim gel dedi.
Bak işte koca herif. Demedimmi. Burada oturmuş, işte kocaman hayâlarının izi… Bu Avcı, Bu izci, Münir abiydi… Doğayı okuyordu.
—Şefim bu yıl belki son döllemesi olur, yavaşlamış, genç erkekler dişileri elinden alır.
Keşke bütün tavşan avcıları bunları bilse, bilse de, böyle tavşanları avlasalar, Genç dişileri vurmasalar, böylece tavşan nesli azalmasa…
—Bunları avlarım şefim, yavaşladığı için ya bir kartala veya tilkiye av olacak Onlardan çalmak lazım. Bizim de senede bir doğal besine ihtiyacımız var. Sonra iz ikilemesini gösterdi.
—Tavşan sabaha yakın karda izini kaybettirmek ister, izinden gelen kurt, tilki, çakal, insan Kendisini bulsun istemez.
Yatacağı mıntıkaya gelince, geldiği izden geri döner, izini karıştırır, sonra aniden sıçrar,
—İşte şefim burası izinden geri dönüp sıçradığı yer.
Etrafa bakındı üç dört metre ilerde karın tümsekçe olduğu bir yeri işaret etti.
—Oraya bakın lütfen ayak izi varmı. Ben taşa baktım iz göremedim
—izin verirseniz birde ben bakayım. Dedi.
—gülerek işte; iz var ya… Dedi.
Gösterdiği iz evvelki izlere benzemiyordu.
—Efendim dedi siz yürüme izi arıyorsunuz, oysa bu iz, üç dört kiloluk bir tavşanın, Ağırlığı ve tekrar sıçraması ile oluşan darbe ile bozulmuş bir iz. Bunu takdir edersiniz.
—Buradan bir iki sıçrama daha yapar, düştüğü yerden oyalanmadan tekrar sıçrar ki, İzlerdeki koku da az olsun.
—Hem sıçradığı yerde ya toprak sert olacak veya taş olacak ki izi ve kokusu az kalsın.
Hayvan, yaşamasını dikkatine borçlu. Son düştüğü ve yatacağı yer ise tam tersi çok derin karlı Ve yumuşak topraklı olacak ki kara battığı deliği kapatsın ve toprağa yatsın. Bütün bunları bilmek nasıl bir duyguydu.
Hayvan yakınlarımızdaydı. Tüfeği sıkıca kavradım. Ama. Münir abi,
—Şefim bu gün ders günü vurmayalım, hem evde tavşan eti var dedi. Sonra ayağı ile karlı bir çalıyı dürttü, Kocaman bir tavşan karların içinden fırlayıverdi.
Onu vurmadık.
Son görüşmemiz geçtiğimiz temmuz sonundaydı. Av mevsimi gelmemiş, sıcaklar kavurucuydu. O yine evde duramamış doğaya çıkmanın yolunu aramıştı. Telefon etti. Şefim sizi bu pazar pikniğe davet ediyorum gelirseniz sevinirim. Dedi.
Sevinçle kabul ettim. Eski dostları da çağırmıştı. Apa barajı kıyısına gittik, çok sevdiği arkadaşı benimde akrabam Koca avcı ördekçi Ali ağa, oğlu Ramazan bey, Hüsamettin bey ve Rıfkı koru bey vardı. Neşe içinde piknik yaptık. Her zamanki sürprizini yapmıştı, dostları için buzdolabında sakladığı, av etlerini getirmişti, Yaz ortasında mangalda, ördek, kaz, üveyik, gibi dört mevsim av eti ve mantar yedik. Tabii ki üzerine kekikli ada çayı…
Sohbetiniz ve sıcaklığınız ile nefis bir piknikti,
ÇOK YAŞAYIN EMİ, MÜNİR ABİ.

'MÜNİR ABİ' için 3 Yorum

cetin
15 Aralık 2008, 14:42

çok güzelbir anlatım ve sıcakbir dostluk havasıvar bu güzel duyguları yaşattıgınız için teşekkür ediyorum başarılarınızın devamıdiliyorum..

HAKAN TAHSİN ÇATAL
14 Nisan 2015, 13:41

MERHABALAR KEMAL ABİ.
YAZINIZI OKUDUM MÜNİR AMCAYI ÇOK GÜZEL ANLATMIŞINIZ. YAZINIZI ÇOK BEĞENDİM.
BEN LOKANTACI AHMET ÇATALIN KÜÇÜK OĞLUYUM HATIRLAR MISINIZ BENİ BİLMEM. MÜNİR AMCA VE SİZİNLE BİR KAÇ SEFER AVA GELMİŞLİĞİM VAR TABİ Kİ BABAMIN YANINDA ELİMDE TÜFEK OLMADAN MÜNİR AMCA YI ÇOK İYİ HATIRLIYORUM. CIMBIZ, İĞNE VE BÜYÜTECİNİ DE BİR KERESİNDE BENİMDE ELİME BİR DİKEN BATMIŞTI. HAYATIMDA TANIDIĞIM EN NAZİK, EN BİLGİLİ DOĞA KONUSUNDA ÖZELLİKLE, BUNUN YANINDA EN MÜTEVAZİ VE DE TATLI ŞEKER GİBİ BİR ADAMDIR MÜNİR AMCA. SİZLER KEMAL ABİ BÖYLESİNE BİR İNSANLA UZUNCA BİR MÜDDET DOĞAYA ÇIKTIĞINIZ İÇİN BABAMDA DAHİL SİZLERİ ÇOK ŞANŞLI GÖRÜYORUM. KEŞKE BENİMDE MÜNİR AMCA GİBİ BİR AV ARKADAŞIM OLSAYDI. MÜNİR AMCA İLE HATIRLADIĞIM KADARI İLE BİR KAÇ ANIDA BEN EKLEMEK İSTERİM,
BENİM ANIMDA SÖYLE:
GECEDEN BABAM FİŞEKLERİNİ DOLDURMAYA BAŞLAMIŞTI ANLADIM Kİ YARIN SABAH AV GÜNÜYDÜ EVDE KIYAMETİ KOPARTTIM BENDE GELECEĞİM DİYE BABAMDA BENİ KIRMADI. ERTESİ SABAH GÜN AÇARKEN APARTMANIN AŞAĞISINDA BEKLEMEYE BAŞLADIK. BİZİ GELİP ALDILAR ARABAYA BİNDİĞİMDE HEYCANIM BİR KAT DAHA ARTMIŞTI. SIRADAKİ EVİNDEN ALINACAK KİŞİ MÜNİR AMCAYDI
VE BEN ONU GÖRMEK İÇİN SABIRSIZLANIYORDUM. SONUNDA ODA BİNMİŞTİ ARABAYA ALACA KARANLIK DEVAM EDERKEN ARABADA SOHBET VARDI MÜNİR AMCA DAHA ARABADAN BİLE İNMEDEN KUŞLARIN NERDEN KALKTIĞINI NEREYE İNDİĞİNİ GÖRMÜŞ, NEREYİ DOLAŞIP NE TARAFA GELECEKLERİNİN HARİTASINI ÇIKARTMIŞTI BİLE KESİNLİKLE BİR PLAN VE OPERASYON ADAMIYDI MÜNİR AMCA. MÜNİR AMCANIN TAHMİNLERİ DOĞRULTUSUNDA MÜSAİT YERLERDE AV YAPILIYORDU. BANA EVİNİN BALKONUNA KURDUĞU KAFES SİSTEMİYLE NASIL KUŞ YAKALADIĞINI ANLATTI. ÖĞLE SAATİ OLMUŞTU BEREKETLİ BİR AVDI BABAM DÜDÜKLÜDE AV ETLERİNİ PİŞİRİRKEN EKİBİN BİR KISMIDA YAKILAN ATEŞİN ETRAFINDA GÜNÜN İLK BÖLÜMÜNÜN DEĞERLENDİRMESİNİ YAPIYORLARDI.
BENDE ACIKMIŞ OLMALIYIM Kİ POŞETTEN EKMEK KOPARIP KOPARIP ONLARI YİYOR SOHBETİ DİNLİYORDUM. MÜNİR AMCA BENİM ACIKTIĞIMI FARK ETMİŞTİ VE BENDEN BİR PARÇA EKMEK İSTEDİ BENDE ONA BİR PARÇA EKMEK BÖLÜP VERDİM EKMEĞİ ATEŞTE BİRAZ KIZARTIP BANA GERİ VERDİ VE BİRDE BÖYLE DENEMEMİ SÖYLEDİ. HAYATIMDA YEDİĞİM EN GÜZEL KIZARMIŞ EKMEKTİ. DAHA SONRA KEMAL ABİ SENİN O GÜN GETİRDİĞİN BAŞKA BİR TÜFEĞİN DAHA VARDI YANINDA ONU BİRAZ İNCELEDİ GRUP DÜRBÜNLÜ YİVLİ BİR TÜFEKTİ SANIRSAM BENDE DÜRBÜNÜNDEN BAKTIĞIMI HATIRLIYORUM TÜFEĞİN . SONRA SEN YAKLASIK 150 200M DEN PET BARDAĞIN İÇİNE DOLDURULMUŞ KARI VURMUŞTUN . BENİM HATIRLADIĞIM BİR AV GÜNÜ DE BÖYLECE GEÇMİŞTİ MÜNİR AMCANIN ONLARCA VERDİĞİ AV VE DOĞA KONUSUNDAKİ BİLGİYİ DE EKLERSEK BENİM İÇİN UNUTULMAZ BİR GÜNDÜ. KEMAL ABİ SAYGILAR KUSUR ETTİYSEM AFFOLA KENDİNİZE İYİ BAKIN.

17 Nisan 2015, 23:50

Nazik ve bir o kadar edebi yorumun için çok teşekkür ederim Hakan’ım gözlerinden öperim Allaha emanet ol.

Yorum Yaz