HAYRİYE HANIM

http://www.kemalelitemiz.com/hayriye-hanim.html

HAYRİYE HANIM
Sabah ezanları okunmuş, erkekler camideydi, yola çıkmaya hazırdı, sabah namazına camiye giden erkekler, karşılarına kadın çıksın istemezlerdi, çocukların aşını hazır etti, dönünceye kadar evde kalmalarını tembihledi, onlarda annelerinin sıkça bağa gitmesine alışmışlardı. Acele ile çarşafına büründü iç içe koyduğu iri çuvalları omuzladı, belindeki altıpatları yokladı ve hızlı adımlarla yola koyuldu.
Yol uzundu, camilerin cemaati dağılmadan şehirden çıkmalıydı.
Babadan kalma bağları Meram yolunda sarnıç civarındaydı.
— Otları biçer, sıkıca çuvallara basarsam, ineğin bir haftalık yemi çıkar diye düşündü, bahar aylarının bereketini değerlendirmeli hayvanı yeşil otla beslemeliydi, baharda yeşil yiyen hayvanlar sağlıklı olurdu.
Henüz otuz yedisindeydi eşi aklına gelince burnu sızladı, kalbi buruldu
— Gazi Hasan’ım sağ olsaydı salarmıydı beni bu sabahın köründe bağ yollarına, ağlamaya başladı. Yardım edecek kimsesi yoktu.
Tren İstasyonun raylarını atlayınca, meram bağlarının iğde kokuları yine onu çocukluğuna götürdü.
Babası İsmail Efendi çarık ustasıydı bağ evinin bir köşesinde çarık yapar, yırtık çarıkları yamar, azda olsa geçimine katkı sağlardı. Zaten bütün ihtiyaçlarını bağdan karşılarlardı, üçü kız üçü erkek altı kardeştiler, her birinin işi belliydi, erkekler, bağ beller, ağaç budar, odun kırar, ürünleri pazara götürüp satar, ineklere bakarlar, kadınlar ise; Tezek yapar, süt sağar, yoğurt, tereyağı yaparlar, bulaşık, ev işleri, çapa yaparlar ayrık otlarını yolar, kayısı, erik, ayva, elma, dutlar toplanıp, kurutulur, olgunlarından pestil yapılırdı. Bağ bozumunda üzümler toplanır, pekmez kaynatılır, üzüm çubukları kesilip seneye ekilecekler toprağa gömülür kalan çubuklar kırılıp ateş yakmak için kullanılırdı.
Kendileri için ayırdıkları sebzeleri kış için kuruturlar, yaprak ve turşu kurarlar, mısırlar kurutulur. Buğdaylar, arpalar elle derilip düğen sürülür ve meramdaki değirmende un edilir, hâsılı bütün bahar ve yaz ayları çalışmakla geçerdi bu kadar işe rağmen geçinip gidiyorlardı.
Seferberlik çağrısı bu güzel günlerin sonu oldu. Üç erkek kardeşinde kurtuluş savaşında
Şehit oldukları haberi geldi. Babası dayanamadı kısa süre sonra vefat etti. Kızlar, savaş yüzünden geç evlendiler, abla, Miyâse, Hâtun Saray Kavak köyündeki, Bağrıaçık sülâlesine gelin oldu, bir müddet sonra akrabaları ortanca kız olan Hayriye’yi istediler ama o annesini bırakamadı ve sırasını küçük kardeşi Ayış (Ayşe) ye verince, o da Kavak’a gelin oldu.
Ana kız bağda yalnız kaldılar annesi Hatice, oğullarını ve eşini kaybettikten sonra bir türlü kendisini toplayamadı ve kendini ibadete verdi. Bütün bağın işi, tek başına Hayriye’nin üstünde kalmıştı.
O günlerde istediler Hayriye’yi.
Damat ta ana ve babasını çok küçük yaşta yitirmiş, yetim ve öksüz idi. Onsekiz inde yemen harbine gitmiş onsekiz yılda dönmüş, babadan kalan iki katlı kerpiç evlerinden başka bir şeyi kalmamıştı, dededen kalan bağ satılıp amca çocukları ile paylaşılınca kendisine evlenecek kadar bir para kalmıştı.
Genç yaşta Yemen’e asker olan Hasan Efendi bu esnada hacı olmuş şimdi ona Elitemiz’lerin Hacı Hasan Efendi diyorlardı. Gençliği savaşta geçtiği için mesleği de yoktu. İşi ve mesleği savaş olmuştu. Mutlulukları kısa sürdü, evliliklerinin altıncı ayında balkan savaşı başlayınca Hacı Hasan Efendi tekrar. Cepheye çağırıldı.
Hayriye Hanım Tekke mahallesindeki kocasının evinde yaşlı annesi, bağdan getirdiği ineği, kedisi ve.
Gazi Hasan’ının tâlim ettirip atış öğrettiği altıpatları ile kalmış ve zor günleri başlamıştı.
Bağ işleri zor ve yorucu idi yaşlı annesinden başka çalışacak kimse yoktu, tek başına onca işin altından kalkmak imkânsızdı. Tek ineğin sütü bütün ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktı.
Hayatı boyunca ekmeğini elleri ile kazanmıştı bu eller evi geçindirir, demiş ve gördüğü her işin inceliğini kapmaya girişmişti. Evinin önündeki küçük bahçede sebze yetiştirdi, Örgü, nakış, dikiş öğrendi ve Konya’nın meşhur iğne oyalarını yapmakta usta oldu. Ayrıca at kılının üzerine iğne oyası yapıp, minik ve rengârenk çiçekler, sebzeler, meyveler ve yapraklar yaparak yeni bir oya türü geliştirdi bu oyalar fes süsü olarak tutuldu ve genç kızların çeyizlerinin ayrılmaz bir parçası oldular.
Halıcıların ip boyadıkları kökboyaları fincanlarda karıştırıyor, kedisinin ense kıllarından yaptığı fırça ile peşkirler üzerine kendine has desenler yapıyor, bunları gümüş ve altın simlerle beziyordu. Artık peşkirlerde Hayriye hanımın şahmeranı, tavus kuşu Hayriye hanımın hüsn-i Yusuf’u gibi desenler aranır oldu.
Mahalleli de bu becerikli asker hanımını destekliyor ürettiklerini alıyor ve yenilerini istiyorlardı. Her sıkıntı da olanı arayan ve yardım eden Konya’nın büyük Velisi Hacı Veyiszade Mustafa Efendi de, asker karısı Hayriye hanımı duymuş ve desteğini esirgememişti.
—Kocan din-i mübin için savaşta sen namusunla çalış, namazını bırakma, Allah seni komaz demişti. Bunu emir kabul etti zaten çocukluğundan beri hiç aksatmadığı namazına devam etti.
Şehirde genç erkek kalmamıştı kadınlar bağ ve bahçelerinde, evlerinde ürettikleri ürünlerini kendileri satmak zorunda kalmıştı, keçeciler sokağına bitişik Pazaryerinde satıcıların ve alıcıların çoğu kadın olmuştu bu nedenle Pazarın adı’’ kadınlar pazarı ‘’oldu.
Hayriye Hanım kısa süren evliliğinde eşini tanıma fırsatı bile bulamamış neredeyse eşinin yüzünü bile hatırlayamaz olmuştu. Onun askerden gönderdiği resmi, tesellisi idi her an onu kaybettiği haberini duyma endişesi dayanılmazdı. Altı yıl bu sıkıntılarla geçti. O gece rüyasında, dolunay aydınlığında uzun bir yol görmüş, ay yeryüzüne süzülerek bütün parlaklığı ile evinin önüne inmişti göz kamaştırıcı idi. Hayırdır İnşallah diyerek uyanmış, sabah namazından sonra seccadesinin üzerinde tesbihattaydı.
Birden penceresinde adamı gördü saçı sakalı karışmış, güneş yanığı yüzünde bembeyaz dişleri ile gülümsüyordu. Hayriye yastığının altındaki altıpatları kaptı.
—Gelme lan.. Vururum… Diye haykırdı.
Adam hem gülüyor hem sesleniyordu.
—Dur Hayriye’m ben savaşta sana kavuşmak için kurşunlardan kaçtım. Şimdi sen mi vuracan Hasan’ını..
Bu gelen Eşi, erkeği, Hasanı idi gözyaşları ile sarıldı erine, heyecandan titriyor gerçekten sen misin Hasanım diye gözyaşı döküyordu.
Hasan eşinin kahramanlık ve sadakatine hayran kalmış.
—Kahraman hanımım, sadık eşim diye sarılıyordu. Hacı Hasan Efendi eşinin bu sadıkane davranışından çok etkilendi, doğan kızlarının adını Sıddıka koydular.
Hacı Hasan Efendinin mesleği ve sermayesi yoktu. Evini geçindirmek için ne iş bulursa yapıyor, yorgunluğunu umursamıyordu. Savaş dönüşü zayıflamış ve kesik kesik öksürüyordu. Hayriye Hanım onun bu halsizliğini uzun askerlik yorgunluğuna vermiş düzelmesi için elinden geleni yapıyor o da eşi ile beraber çalışıyordu mutluydular. Sıddıka üç yaşına gelince oğulları doğdu. Hacı Hasan Efendi oğluna büyük dedesinin adını koydu. Çünkü soylarının lâkabı olan’’ Elitemiz ‘’sözü ondan geliyordu.
Büyük dedesi Salahaddin Efendi kumaş tüccarı idi Hicaz ve Şam’dan develerle kumaş getirtir, bu kumaşları evinde satardı. Değerli kumaşlara herkesin elini dokundurtmaz, kendisi de ellerini yıkamadan kumaşları açmazdı sıkça ellerini yıkadığı ve alışverişinde son derece dürüst olduğu için adı: Elitemiz Salahaddin Efendi ye çıkmıştı ondan sonra ki nesile Elitemiz’ler dediler.
Hayriye Hanım eşini yanında olması ile rahatlamış eski dar günlerini atlatmıştı çocukları ile ilgileniyor bu arada çok tutulan oya ve Konya da ’’ mıhlama’’ denilen bindallı işlemeleri yapıyordu. Onun tek sıkıntısı bir türlü tam olarak sağlığına kavuşamayan eşi idi. Hasan efendinin öksürükleri artmış, kilo kaybediyor ve doktorlara kulak asmıyordu. Sıddıka dokuzuna gelmiş, Salahaddin ise altısındaydı.
Bir bahar sabahıydı karı koca sabah namazını kıldılar, Hasan Efendi solgundu, namazda yorulmuş görünüyordu yatağına oturdu.
Gel Hayriye’m diyeceğim var dedi.
Hayriye Hanım telaşlandı ilgi ile eşinin ellerini tuttu, eşinin elleri buz gibi soğuktu.
Hasan efendi sakin bir ses tonu ile:
—Bak gülüm benim zamanım geldi, Rabbime kavuşacağım, sana vasiyetim var, bunu yerine getireceğini biliyorum ama içim rahat etsin diye söylüyorum evlatlarıma sakın haram lokma yedirme, onları da bu konuda çok iyi yetiştir, onlarda, evlatları da, haramdan, kul hakkından uzak dursunlar. Hakkını helâl et dedi.
Hayriye Hanım eşine sımsıkı sarılmış, hakkım tabiî ki sana helâldir ama sakın ha… Hasan’ım daha önümüzde yapacak çok işimiz var diye ağlıyordu.
Hasan efendi şahâdet getirmeye başladı sonra birden yerinden kalkmak için doğrulur gibi yaptı, yüzünde bir sevinç dalgalandı; Vesaddaknâke ya Resul Allah. Deyip, ruhunu teslim etti.
Elitemiz’ lerin Hacı Hasan Efendi 47 yaşında Hakk’a yürümüştü.
Hayriye Hanım daha öncede kocasından ayrılmış fakat onu kavuşma umudu yaşatmıştı bu sefer umut yoktu.
İki çocuk ve kız kardeşlerinin yanına giden yaşlı annesini tekrar yanına aldı. Ve hayatı omuzladı. En çok ta babalarının kaybolmasını idrak edememiş yavrularına eşinin yokluğunu hissettirmemek, onları hiçbir şeyden mahrum etmemek zor geldi. Bu arada kendini ibadete vermiş devamlı Kur’an okuyor, tesbihat yapıyor, oruç tutup, zikrediyordu. Çok geçmeden annesini de toprağa verdi.
Konyalılar. Bu acılı kadına hayranlık duyuyor ev sohbetlerine mevlitlere davet ediyor, duası makbul dür diye hürmet ediyorlardı. Çeyiz işlerinde adı duyulmuştu bir gün gittiği bir düğün evinde gelinin çeyizlerini yerleştirme ve sergileme işini üstlenmiş ve çok beğenilmişti.
O günden sonra bütün gelin odalarına çeyiz çakmaya çağırılmış ve adı: Çeyiz çakan Hayriye Hanım olmuştu.
Geceleri sabahlara kadar lamba ışında o muhteşem iğne oyalarını yapmaya devam etti,
Soğuk bir kış gecesinde ertesi gün mutlaka bitmesi gereken bir oya yapıyordu, harçlığı kalmamıştı oyadan alacağı para ile neler alsam düşüncelerindeyken aniden sönen lambanın koyu karanlığında, acı gerçek yüreğine ok gibi saplandı. Evde hiç gazyağı kalmamıştı. O günler yokluk günleriydi. Kimden, nasıl isterim, ben işi nasıl yetiştireceğim Allah’ım yardım et. Karanlıkta gözyaşları ile yalvarıyordu, komşularında da gaz yağı olmadığını biliyordu, çaresizdi. El yordamı ile kuyuya gitti dualarla kuyudan su çekti, besmele ile lambayı doldurdu,Çaresizce el açtı: Ol deyince kâinatı yaratan Allah’ım sen istersen su yanar dedi ve lambayı yaktı………. Lamba yanmıştı.
Bu büyük bir mucizeydi secdeye kapandı saatlerce secdede kaldı. O gece işlemeleri bitirdi ve ücretini ve tabiî ki gazyağını da aldı.
Bunu sadece Hacı Veyiszade Mustafa Efendi ile paylaştı, Hoca efendi olayı duyunca, ağlayarak, Rabbimizden hediyedir sır belle dedi. Ve kendi elyazması evrat defterini verdi dersini nasıl yapacağını öğretti. Hayriye Hanım bu sırrı uzun yıllar sakladı. Bu olay onun manevi hayatına çok tesir etti. Artık Hayriye Hanım geceleri de erken kalkıyor ve ibadet ediyordu. Bu sıkıntılı zamanlarda mahalleli ve esnafta yardıma muhtaç kişileri düşünür, el birliği edip faydalı olmaya çalışırlardı. O günlerde buğday pazarından kadınlar pazarına uzanan eski mezarlık, belediye tarafından kaldırılmış kabirler taşınmış ve açılan alana, belediye, dükkânlar yaptırdı. İsteyen kiralıyor ve satın alıyordu. Mahalleli de iki öksüz anası Hayriye hanımı düşünmüş yaşlılığında geliri olur, kimseye muhtaç olmaz düşüncesi ile iki büyük dükkânı satın almışlar ve kendisine tapusunu vermek istemişlerdi.
Hayriye Hanım, Dükkânların yerinin mezarlık olduğunu bildiği için hemen kabul etmemiş, hoca efendiye koşmuş ve kocasının vasiyetini anlatmıştı. Hoca efendi de… Kızım senin eline bedenine Allah sağlık versin de ömrünün sonuna kadar kimseye muhtaç olma diye dua ederek tapuları geri vermesini söylemişti.
Hayriye Hanım o günden sonra hiç yokluk çekmedi, çocuklarına da çektirmedi.
Sıddıka ilkokulu bitirdi annesine yardımcı oldu. Oğlu mutlaka okusun istiyordu onu İstanbul’a kendi adını taşıyan yatılı, Hayriye lisesine gönderdi ve hiç kimseye muhtaç olmadan okumasını sağladı. Oğlu Salahaddin de imtihansız olan üniversitede okumayı çok istediği halde kendisini el emeği ve göz nuru ile okutan annesini daha çok sıkıntıya sokmak istemedi, Çanakkale de yedek subay olarak askerliğini yaptıktan sonra hemen bir iş bulup evin yükünü annesinden almak istedi. Zirai donatım kurumunda memur olarak iş buldu. Sıddıka’yı da isteyenler vardı, damat adayı İbrahim, yetim bir fırıncı ustasıydı. Hayriye Hanım; Öksüzün halinden yetim anlar, mutlu olurlar, demiş ve düğünlerini yapmıştı. İbrahim in oturacakları evi yoktu. Hayriye Hanım babadan kalan bağını sattı, kızına ev aldı. Damadının İşleri açıldı bir müddet sonra, daha iyi iş olur dediler ve İstanbul a taşındılar.
Acı haberler peşi sıra geldi kısa aralıklarla iki kız kardeşini de kaybetti.
O gün seher vakti gözyaşları içinde, ya Rabbi… Sağlığımda beşkardeşimin anamın babamın ve genç yaşta eşimin ölümünü yaşadım artık bana yakınlarımın ölümünü gösterme, acısını tattırma diye dua etti.
Oğlu Salahaddin’nin memur maaşı ile sıkıntıları sona erdi, yaşı yetmişe yaklaşmış, çeyiz işlerini kendisi gibi dul bir komşusuna öğretmiş ve onunda geçinmesine katkısı olmuştu artık biricik oğlunu evlendirecek ve babaanneliği yaşayacaktı.
Ama yılların alışkanlığından da vazgeçemezdi evde kendi buluşu olan tek tığ seccade örgüleri yapıyor, bunları kenar mahalle camilerine seriyor eş dost akraba herkese hediye götürüyor, bazen de satıp, cep harçlığını çıkarıyordu.
Keçeciler sokağı karşısındaki Ahmet Efendi hamamında gördü Nebahat’ı. Henüz onsekizinde narin bir kızdı. Babası, Doğanbey’li Şimendifer Hamdi Efendi, Kurtuluş savaşında, Gazi Atatürk’ü treninde taşıdığı için gururlanan bir savaş gazisi idi.
İki katlı, iki sofa beş odalı kerpiç ev: Kısmeti, umutları ve canlılığı ile gelen, güzel gelini ile şenlenmiş, kederli günler geride kalmıştı.
Hayriye Hanım Hasanı ile paylaştığı odasına çekilmiş çok sevdiği kedisi, kuranı, seccadesi ve el işleri ile mutlu bir hayat sürüyordu, ilk torunu oğlunun doğduğu oda da doğdu.
Adını, Hasan koymak istediler, Hayriye hanım; Hasanım benim kalbimde yaşıyor, ömrü kısa oldu. Torunumun ömrü çok olsun, ben gazi karısıyım bizi ve vatanımızı kurtaran Gazi Mustafa Kemal Atatürk Paşa’ya hürmet olsun. Adını. Kemal ..koydum dedi.
Torununu kucakladığı gibi, Piri Mehmet Paşa camisinde imam olan Hacı Veyiszade Mustafa Efendiye götürdü. Hoca Efendi kulağına ezan okudu, adı gibi olgun olsun, kemale ersin. Diye. Dua etti. Torununu kucağında büyüttü, sırtında taşıdı, torunu onun gül suyu ve kına kokusunu hiç unutmadı.
Dört yıl sonra ikinci torunu doğdu adını Gülşen koydular Hayriye Hanım onu da bağrına bastı sevgisi ve şefkati evdeki herkese yetiyordu.
Hayriye Hanım seksenli yaşlara geldiğinde beli bükülmüş, nur yüzlü nine olmuştu, çok sağlıklıydı, bu arada asırlık evleri yıpranmış kerpiç ev eriyordu damı akıyor bahçede olan tuvalete karda kışta gitmesi zor oluyordu, yeni açılan bir bankada iş bulan Salahaddin beye bankanın yeni yaptığı betonarme lojmanlarına taşınma imkânı doğdu. Yeni evleri kaloriferli sıcak sulu ve gömme banyolu idi. Oğlu ve gelini çok sevinçliydiler ama Hayriye hanım gizlice gözyaşı döküyordu, ömrünün büyük bir bölümünü geçirdiği, rahmetli eşi ile aynı havayı soluduğu evinden ayrılmak ona çok zor geliyordu. Yaşlanmıştı yalnız kalamazdı çaresiz razı oldu ve yüz elli yıllık evlerinden, altı asırdır yaşanılmış mahallelerinden, hatıralarından ayrıldı. Aklı Hasanında idi artık ona kavuşmak istiyordu.
Oğlu ve gelini çok anlayışlı idiler, onu teselli ettiler Hayriye hanım mahallesini devamlı ziyaret etti, komşularını bırakmadı.
Evi yıkılmaya yüz tuttuğunda arka sokaktaki komşularına sattılar ve bunu Hayriye Hanım hiç öğrenmedi. Hayriye Hanım doksan yaşını aştı, yüz yaşına yaklaştı. Tam yaşını kimse bilmiyordu, bütün ömrü çalışmakla ve ibadetle geçmişti hiç namaz oruç borcu yoktu 25 yıl üç ay oruçları tutmuş 30 yıl her ay hatim inmiş 15 yıl hafta orucu tutmuş, ömründe bir defa göz doktoruna gözlük numarası alınması için gitmiş. Hayatı boyunca ilaç içmemiş, ameliyat olmamış, hastanede yatmamıştı. Bir yeri ağrıdığında kuranı kerimi açar.
—Biz kur’an ı müminlere rahmet ve şifa olarak gönderdik. Mealindeki ayeti okur, bir bardak suya üfler ve içerdi. Az yerdi, sütü, yoğurdu ve balı severdi.
İleri yaşlarında hafızası azaldı, kuran okumayı ve namazı unuttu. Bu arada İstanbul’dan kızının öldüğü haberi geldi. Duası kabul olmuştu. Hayriye Hanım bu acıyı hissetmedi.
Bir aralık günü, başucunda; oğlu gelini ve torunlarının yasini şerifleri ve salâvatları ile
Bir mumun yanarak bitişindeki sessizlik ve huzurla Rabbine yürüdü.
Onu eşinin yanına defnettiler…

Kemal Elitemiz
Ramazan 2006-Konya

'HAYRİYE HANIM' için 3 Yorum

aware
14 Haziran 2007, 22:18

Güzel bir hikaye teşekkürler emeğine sağlık.

Alparslan
16 Ağustos 2008, 14:37

merhaba Kemal bey siteniz çok güzel.Hayriye Hanım hikayeside öyle bu değerli ve kıymetli bilgileri bizimle paylaştığınız için size çok teşekkür ediyorum.başarılarınızın devamını diliyorum.selam ve saygılar.

Gülter
18 Ağustos 2009, 12:02

Babaanneniz.Onu çok sevdim.Gururlandım ve yazının sonunda adınızı okuyunca ağladım.Dökülen gözyaşları babannenizden size hediye idi.
Bana hissttirdikleriniz içinde teşekkür ederim.Umarım ardımda sizin kadar sevgiile büyütlmüş,sevgi dolu insanlar bırakabilirim.
hep orada ve sevgiile kalın.

Yorum Yaz