Category:

EDEB YA HU

Edep Ya Hu…

http://www.kemalelitemiz.com/edep-ya-hu.html

EDEB YA HU

Anadolu islamının naif süzgeçlerinden geçip, süzme bal misali, sinesinde yüzlerce duayı barındıran, kısa, akılda kolayca kalan bir hayati formül gibidir( edeb ya hu )duası.

Anadolu evliyalarının kâinatın sırrını keşfeden gönüllerinden dillerine ve hallerine yansıyan

Edeb; kelime anlamının ötelerine geçen sırları anlatır.

Bu zenginlik Yesevi dergâhında yeşermiş Yunus’un Mevlana’nın Şems’in Hacı Bektaş’ın ve nicelerinin dilinde özün özü, özün sesi olmuş halkımıza belletilmiş, unutulmaması ve her an her ortamda akla gelivermesi içinde: cami girişlerine kütüphanelere kabristanlara çarşılara, dergâhlara yazılmış hattatlar çok değişik istiflerle ve hat türleri ile bu duaya âmin demiş evlerimizi süslemiştir EDEB YA HU duası.

Yaratılmışların en şereflisi olan insan, tabiidir ki yaratana en yakın olması gerekendir. Bunun içindir ki bu şerefe ulaşmak için zorlu bir terbiye ve terakki sınavından geçmeliydi, her türlü eksiklikten acziyetten uzak olan rabbimiz bizi eksikliklerimiz, zaafımız ve nefsimizle yaratıp sofilerin hamlıktan arınma ve pişme mekânı olarak tarif ettikleri dünya ya indirdi.

Ve Adam gibi adam yani Âdem gibi olmamız içinde bizi yalnız bırakmadı eğiticiler, örnek insanlar, kitaplar gönderdi, bu yola DİN dendi ama aslı EDEB ti.

Bu manada edeb: idrakli ve şümullü iman, kulluğun bilinci, sevmenin kaynağı ve sevginin sonsuz bağlılığı teslimiyet ve büyük hayranlık. Nezaket, incelik kabalıktan arınma hayvani vasıflardan temizlenme, dildeki ve haldeki yumuşaklık ve güzellik. İnsanı ve tüm yaratılanı sevmek, Varlığın sebebini idrak, ibadetin sırrı, kavuşma özlemi, miraç etme neşesi ve huzuru. Yaratanı övgü. Hâsılı; Muhammed Mustafa’nın ahlakı ve yaşamın manası.

Dilimizle ifadenin yetmediği anlatımı ancak yaşamakla hissedilen bir dua dır. EDEB YA HU.

Bize …..EDEB VER EY ALLAHIM

17-MAYIS–2007 Konya Kemal Elitemiz

SÖZLÜKTE

EDEB:

Terbiye. Kavlen, fiilen insanlara lütuf ile muamele etmek. Güzel ahlâk. Usluluk. Hayâ. * Ist: Sünnet-i Resul’e (A.S.M.) uygun hareket etmek. * Utanılacak şeylerden insanı koruyan meleke; kuvve-i râsiha-i nefsiye. * Edebiyat ve ondan bahseden ilim.(Kur’anın edebi ise: Öyle bir hüznü verir ki, âşıkane hüzündür. Yetimâne değildir. Firak-ul ahbabdan gelir. Fakd-ül ahbabdan gelmez. Lemeat)

YA:

Hey, ey! mânasında nida olarak kullanılır. Arapçada başına geldiği kelimenin i’rabını ötre okutur. Yâ-Halimu, Yâ-Rahimu da olduğu gibi. Yâ, terkibli kelimelerin başına gelirse; baştaki kelimeyi üstün meftuh okutur. Yâ Rabbe-l Âlemîn de olduğu gibi. Yâ üç şekilde kullanılır:1- Müennes zamiri olur. Kübrâ, Hüsnâ gibi.2- Harf-i inkâr olur.3- Harf-i tezkâr olur. Bu hâlde elifle olursa Harf-i nidâ dır. Bazen te’kid için kullanılır: Yâ Allah, Yâ Rabbi denildiği gibi. Bazen teessüf, istimdad ve istigase ifade ettiği de olur. Yâ meded Allah, Yâ Allah! Gibi. Yâ, terdif beyan eder. Ve yahut manasına: Ya gelir ya gelmez gibi. Taaccüb ve istigrab beyan eder: Ya öyle mi? de olduğu gibi. Tasdik bildirir: Evet, hay hay mânasını ifade eder. Gider yâ gibi.

HU :

“O” mânasına zamir olup, Kur’an-ı Kerim’de, bir
Allah’tan başka ilâh olmadığını ifade eden ve kelime-i
tevhid olan bu lâfzında şeklinde 26 defa zikredilmiştir.

 

EDEBÎ

Edebe dâir. Güzel söylenmiş yazı. Edebiyata âit. Ehl-i edebe, terbiyeli, ahlâklı ve edebli olanlara dâir ve edebe mensup ve müteallik.

EDEBİYAT

Düşünce, duygu veya herhangi bir hakikatı veya herhangi bir fikri yazı veya sözle, manzum veya nesir halinde güzel şekilde ifâde san\’atı. Bu san\’atla uğraşan ilim kolu. * Edebiyata âit yazıları toplayan kitap.Edebiyatın sözlük anlamından biri de edebe, yani terbiyeye uygun söz söylemektir. Demek ki edebiyatçı edepli olmalı, edepsizce söz ve yazılar edebiyat olamaz.(Edebiyatta vardır üç meydan-ı cevelân; onlar içinde gezer, haricine çıkamaz: Ya aşkla hüsündür, ya hamâset ve şehâmet, ya tasvir-i hakikat. İşte yabani edebse hamâset noktasında hakperestliği etmez.Belki zâlim nev-i beşerin gaddarlıklarını alkışlamakla kuvvet-perestlik hissini telkin eder. Hüsün ve aşk noktasında, aşk-ı hakiki bilmez.Şehvet-engiz bir zevki nefislere de zerkeder. Tasvir-i hakikat maddesinde, kâinata san\’at-i İlâhî suretinde bakmaz;Bir sıbga-i Rahmanî suretinde göremez. Belki tabiat noktasında tutar, tasvir ediyor; hem ondan da çıkamaz.Onun için telkini aşk-ı tabiat olur. Maddeperestlik hissi, kalbe de yerleştirir; ondan ucuzca kendini kurtaramaz.Yine ondan gelen, dalâletten neş\’et eden ruhun ıztırabatına, o edepsizleşmiş edeb (müsekkin, hem münevvim); hakiki fayda vermez. S.)